Kategori arşivi: Ahşap

Köşeler birleşiyor

Geçen pazar, kendimi tamamen tahta parçalarına vakfettim. Ve iyice okuyup öğrendiğimi düşündüğüm birleştirme işine de el atmak istedim. Yetersiz alet edevattan dolayı tam düzleyemediğim iki tahta parçasını “düz dişli köşe birleştirme” olarak adlandırılan yöntemle birleştirmeye karar verdim.

Mantığı oldukça basit bu birleşme yönteminin. Sigaço, sığaça, alıştırma testeresi ya da sırtlı testere gibi farklı terimlerle isimlendirilmiş bir testere bu köşe birleştirmeleri için elzem.

Backsaw

 

Ama böyle bir testereyi internetten satın almayı beceremedim. Yok. Bulunduğum şehirdeki iki yapı marketteklerin neden bahsettiğimi bile anlamadılar. Düşündüm ki, ben herhalde yanlış terimlerle tarif etmeye çalışıyorum acemiliğimden. (düzeltme 24.07.2013: sonradan bulmayı başardım, yeni aletleri yazacağım bir sonraki yazımda)

O yüzden Stanley’in kıl testeresi ile yaptım denememi. İşaretlediğim yerlerden dişleri kıl testere ile kesmeye başladım. İlk denemem, hiç vakit kaybetmeden sabrın ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Çıkarılacak parçayı kıl testeresi ile tam kesmeden, keski ile çıkarmaya çalışınca, aşağıdaki oldu.

IMG_2837

Kendime aferin çekip, yeni bir parçayı işaretledim ve kestim. Ve aşağıdaki kılıksızlığa imza attım.

IMG_2835

Ne keski, ne de zımpara kâr etmedi, öylesine yamuktu dişler.

Bir bira açtım, bir sigara içip yeniden başladım. Bu sefer kesilecek yerleri daha dikkatlice işaretledim, kıl testeresini daha yavaş vurdum tahtaya, keskiyi daha sakince kullanarak düzledim dişleri. Ve sabrın sonu selamet oldu:

IMG_2831    IMG_2833   IMG_2834

Üçüncü denememin bu kadar başarılı olabileceğini tahmin etmezdim. Tutkallamadan bile, ne kadar sağlam olduğunu ancak dokunarak hissedebilirsiniz. Kırlangıç kuyruğu diye tabir edilen birleştirmelerin daha da sağlam olduğunu okudum.

Eski ustalar, birleştirmeyi iyi öğrenirsen yapamayacağın şey yoktur derlermiş. Daha yol uzun elbette ama başlangıcının keyfi çok büyük oldu.

 

Ahşapta el işçiliği

Bizim dilde pek kaynak olmadığında bu aralar bolca Avrupa ve Amerika kaynaklı dergilere, videolara, bloglara takılıyorum. Ahşap işi ile uğraşmanın toplu üretim, toplu tüketim için değil de bir zanaat olarak var olduğu zamanlardan kalan nostaljik el aletleri çok hoşuma gidiyor. Elbette, bugünkü marangozlar ya da ahşap ustaları arasında el aletleri ile iş görmenin, makinelerle iş görmekten daha iyi bir yol olduğunu savunan ekoller var.

Makinelerin, örneğin elektrikli testerenin, zımpara makinesinin, vs. uğraşanı, uğraş nesnesinden uzaklaştırdığını düşünüyorum ben de. Çok keskin kategorik ayrımlar yapmak hiç bir zaman hoşuma gitmedi, o yüzden ne-olursa-olsun-makine-yok tarzını hiç bir zaman savunmam herhalde. Ama elde zımparaladığınız bir tahta parçasını hissetmek başka bir duygu. Bir zımpara makinesiyle giriştiğiniz tahtanın size olan mesafesini az değil.

Henüz yeteri kadar tahtaya ve el aletine dokunamamış olsam da, sanırım benim ahşap yolculuğum daha çok ellerimi kullandığım bir macera olacak.

İş arkadaşım WM825

Türkiye’de protatif çalışma tezgahı olarak iki seçenek var. Biri Black & Decker’in WM825 modeli, biri de Bosch’un PWB600 modeli.

İkisi hakkında internette okumadığım izlemediğim şey kalmadı. Her ikisi de oldukça pratik çalışma yüzeyleri, az yer kaplıyor, çok yük kaldırıyor, vs. vs. Ama benim asıl merak ettiğim şey, ne kadar sağlam oldukları. Sağlamlıktan kastım, özellikle el rendesiyle bir tahtayı rendelemeye kalktığımda kaymayacak, eğilmeyecek, bükülmeyecek, sallanmayacak. Kısıtlı tecrübemle aklıma bir çalışma masasının sağlamlığını ölçebileceğim daha ağır bir iş gelmiyor.

B & D ile uzun süredir devam eden gönül bağımıza istinaden WM825’i sipariş ettim ve dün geldi.

IMG_2840

 

Umduğumdan daha sağlam duruyor. Tamamen yatırıp masa üzerinde kullanmak da mümkün, altına katlanan ayaklarını açık, belimin üstüne kadar çıkan boyunda kullanmak da. Henüz herhangi bir şey çalışmadım üzerinde, vaktim olmadı. Ama bu pazar benden çekeceği var bu bebeğin 🙂

El rendesi

Uzun internet aramalarından ve karşılaştırmalarından sonra, zaten uzun zamandır yapı markette gözüme kestirdiğim Stanley rendeyi aldım.  Modelin tam adı Stanley No. 4 (12-204).

stanley rende

Gelir gelmez, içini açtım, her vidasını söküp tanıştım kendisiyle. Geçen pazar günü de hava istisnai şekilde ılık ve açık olunca hemen aletlerimi toplayıp bahçeye çıktım. Bir an önce bir tahta parçasını el rendemle dümdüz etmek istiyordum 🙂 Önümdeki en önemli engelin bu işi yapabileceğim sağlam bir zemin olacağını biliyordum.

Bir çalışma masam olmadığından eldeki masaları dayanma derecelerine kadar zorlamaya niyetlendim. Bunun için de masa yüzeyine zarar vermemi engelleyecek, aynı zamanda da çıkıntılarıyla masaya dayanacak ve üzerinde çalıştığım tahta parçasını tutacak eklere sahip bir ara yüzeye ihtiyacım vardı. Eski bir dikdörtgen mdf buldum bu iş için kullanabileceğim. Bir ucuna, masa üzerinde kaymasını engelleyecek bir tahta parçası çaktım, diğer ucuna (ama ters yüze) bir diğer tahtayı çaktım. Böylece ben rendeleme için yüklendiğimde hem kendisi kaymayacak, hem de düzlediğim tahtayı tutacaktı. Aşağıdaki gibi bir şey.

Ara yüz

Aklım bahçe masasının bana ve bu işe ne kadar dayanabileceğindeydi. Bir kaç kez ani ve çok güçlü şekilde yüklenerek kendisini test etmiştim. Ama iş başında farklı davranabileceğini tahmin ediyordum. Öyle de oldu.

Geçen pazar, hava istisnai şekilde ılık ve açık olunca hemen aletlerimi toplayıp bahçeye çıktım. Ve hemen masay kuruldum, bir paletten kestiğim tahtayı yerleştirip ilk rende darbemi vurdum. Tabii bıçağın derinlik ayarını iyi yapamadığım için rende tahtanın ucunda takıldı kaldı. Derinliği azaltıp tekrar denedim. Ve işte benim de ince ahşap helezonlarım rendemden fırlamaya başlamıştı. Ama masa huysuzluk ediyordu, ben yüklendikçe, evdekileri ayağa kaldıracak kadar büyük bir gıcırtıyla kayıyordu. Masanın yapısal olarak oldukça dayanıklı ve sağlamdı ama yerdeki taşlar onu yeterince tutamıyordu. Bu elbette rendelemeye çalıştığım tahtada da istenmeyen bıçak darbelerine sebep oluyordu. Netekim istediğim şekilde iş yapamadım tahtam üzerinde ve biraz canım sıkıldı. O dakika karar verdim en azından portatif bir çalışma tezgahı almaya ve Black & Decker WM825′i sipariş ettim.

IMG_2827

Her ustanın itinayla belirttiği bir husus, el aletleri ile ilgili olarak, bıçakların her zaman keskin tutulması gerektiği. Bir kaç denemeden sonra rende tığ’ının köşesinde ciddi bir yıpranma olduğunu farkettim. Ne yazık ki elimde ne sutaşı ya da yağtaşı var, ne de bileyecek herhangi bir alet. Dremel 4000’in bir bileyi parçası var elimde, ama zımpara mevzusunda da bahsettiğim gibi, Dremel’in hızından tırsıyorum biraz. İstanbul’a gidip biraz hırdavat alışverişi yapana kadar, yapı markette satılan yedek tığlardan alabilirim.

Eski paletlerden mobilya çalışması – 2

Bir sonraki hafta sonu kaldığımız yerden devam ettik.

IMG_2768

Bu sefer biraz daha ayrıntıya girdiğimizden az iş çıktı gibi görünüyor. Önce takozların dışarıya bakacak yüzlerini Dremel 4000’in zımpara diskleriyle pürüzsüzleştirdik. Yalnız Dremel’in öyle bir dönüş hızı var ki, elinizin ayarı biraz kaçsa iş zımparalamaktan oymaya geçiveriyor. Kullandıkça el alışır belki ama bu kontrolsüz güçten pek hoşlanmadım açıkçası.

IMG_2770

Takozların elini yüzünü epeyce düzelttikten sonra sıraladık ve numaralandırdık.

IMG_2771

Banka bir ara kat yaparak ince ayakkabıları, yazlık terlikleri koyabileceğimiz bir yüzey oluşturalık istedik. Yine boyu boyuna, eni enine uygun palet parçalarıyla ara katı da hazırladık. İlk mobilya denememiz olduğundan, çarpıklıkları ve ölçüsüzlükleri kaldırabilecek rustik modele yönelmemiz tesadüf eseri değildi elbette 🙂

Bu arada resimde görünen Stanley’in açı ayarlı gönyesi. Biraz ağır ama pek faydalı bir alet.

Eski paletlerden mobilya çalışması

Depodan aldığım paletler üzerine hemen çalışmaya başladık geçen hafta pazar günü. Çoğu epeyce yıpranmıştı, o yüzden eli yüzü düzgün olanları seçmeye çalıştım.

Kafamızdaki plan evin girişindeki camlı kapalı bölmeye koyacağımız ve üzerine sardunyalarımızı yerleştirebileceğimiz bir bank yapmaktı. İnternette bir çok buna benzer proje var. Bizim beğendiğimiz aşağıdaki fotoğrafta görünene benziyordu.

20121223-113816.jpg

Ya da aşağıdakinin sırt kısmı olmayan bir versiyonu.

20121223-113931.jpg

Elimizdeki 3 tane palet vardı. İkisini beğendik parçalamak üzere.

20121223-111622.jpg

Önce elimizdeki paletleri parçalamamız gerekiyordu. Çekiç ve sağlam bir tornavida ile tahta parçalarını kaldırarak çivilerden ayırmayı denedik. Ama az aletle çok iş yapmaya çalışıyorduk. Levye ve keser olmadan bir yere kadar. İlk bir kaç denemeden sonra elimizdeki en sağlam tornavidayı eğmeyi beceredik.

20121223-111631.jpg

Aklımızdaki son ürünün tam olarak nasıl görünmesi gerektiğine dair ortak bir fikrimiz olmamasına ek olarak, o farklı şeylere nasıl ulaşacağımıza da dair bir planımız yoktu. Bir an önce birşeyler ortaya çıkarmak için debelenmeye başlamıştık. Ahşap işinin en önemli adımlarından biri olan planla çalışma gerekliliğini iş üzerindeyken öğrendik böylece.

O soğukta manasızca uğraşmak yerine sıcak birer kahve içerek bir plan üzerinde uzlaştık en sonunda ve nezaketi bir kenara bırakıp dekupaj testeresiyle paletlere giriştik.

20121223-111637.jpg

Yapacağımız şey, paleti ikiye ayırıp bir tarafını almaktı. Ama bankı koyacağımız yer dar olduğu için, o yarıyı da daraltmamız gerekiyordu.

20121223-111653.jpg

O yüzden de yine biraz tahta ayırma ve çivi sökme işi çıktı, ama tahtaların boyu kısaldığı için bu sefer çok kolay oldu.

20121223-111705.jpg

Temizlediğimiz takozlu parçayı da daralttığımız kısma ekleyince bankımızın üst kısmı ortaya çıkmış oldu. Birleştirmeyi çivi yerine vidalarla yaptım. Daha sağlam olacağını düşünerek. Ama akülü vidalama aletinin şarjı zayıflayınca vidaların bazıları tam yerleşmedi. Onları boyadan önce iyice gömmek gerekecek.

20121223-111659.jpg

20121223-111711.jpg

Bizdeki paletler, Amerikalılar’ın bloglarında gösterdikleri cillop paletlere benzemediği için epeyce bir zımpara işi çıktı.

20121223-111646.jpg

Geniş yüzeyleri titreşimli zımpara makinesiyle düzledik. Ayaklar olarak kullanacağımız takozları ise Dremel 4000’in zımpara diskleriyle pürüzsüz hale getirme niyetindeyiz. Yağmur geçen hafta bu kadarına izin verdi. Fırsat buldukça devam edeceğiz.

20121215-132452.jpg

Kaç zamandır eşim internette bulduğu, paletlerden yapılmış sehba, masa, yatak, ve hatta ev (evet ev!) gibi ahşap işlerini bana gösteriyordu. Depomuzda bulunan ve artık elden çıkarmaya karar verdiğimiz paletleri inceledim ve işimize yarayabilecek bir sürü palet olduğunu gördüm.

İnternette paletlerle neler yapılabiliyor, bir de ben bakayım diye dolaşırken (siz de google hazretlerinden pallet furniture aramasıyla bakabilirsiniz), hem çeşit çeşit öneriler olan sayfalar buldum (misal bu), hem de tahta palet düşmanı bir siteye denk geldim. Anladığım kadarıyla plastik paletlerin kullanılmasını teşvik etmek için kurulmuş bir viral site. Ama bahsettiği mevzulardan bir tanesi dikkatimi çekti: Paletlerde kullanılan böcek öldürücüler. Ahşap paletler iki türlü işlemden geçiriliyormuş. Biri ısıtarak (heat treatment) kurutma, biri de metil bromid (methyl bromide) ile tütsüleyerek böceklenme ve mantarlanmadan koruma işlemi. Metil bromid sağlığa zararlı bir madde olarak kabul edildiği için ekolojik nedenlerle giderek daha az kullanılıyormuş.

Bizim paletlerin bir kaçının üzerinde resimdekine benzer damga vardı. Araştırınca buğdaya benzeyen şeklin yanında yukarıdan aşağıya yazılmış IPPC , Uluslararası Bitki Koruma Konvansiyonu’nun kısaltması ve bu kuruluşun belirlediği standartlarda bu damgalar hazırlanıyormuş. Yandaki karedeki ilk iki harf ülke kodu (buradakinde Fransa), sonraki iki harf ve beş rakam (burada NC 30217) palet üreticisinin kodu, sonraki HT (heat treatment) ısıl işlem gördüğüne dair kısaltma, DB ise debarked, yani kabuları soyulmuş kereste anlamına gelen kısaltma. Eğer metil bromid ile işlenmiş olsaydı MB kısaltması olacaktı.

Yani bu damgaya sahip ahşap paletlerle güvenli ve sağlıklı mobilyalar yapmak mümkün. MB’den uzak durun diyor bir blog yazarı.

Ve bir mengene

Stanley mengene

İlk denememde,  zeytin odununu elimle tutarak kesmeye çalıştığım zaman bir tutucuya, mengeneye ihtiyacım olduğunu düşünmüştüm.

Henüz bir çalışma odam ya da masam olmadığı için her hangi bir yere tutturabileceğim bir alet işime yarayacaktır. Bir STANLEY MAXSTEEL (1-83-069) siparişi verdim, oldukça esnek bir alete benziyor. O da geldiğinde izlenimlerimi aktaracağım.

 

Dremel Geliyor

Başlangıç için bir alet seti ararken, e-hırdavat.com dükkanına gelmiş özel bir Dremel paketi gördüm.  Bir el motoru Dremel 4000. Ucuna takılan özel aksesuarlarıyla kesmeden tutun da zımparalamaya kadar pek çok iş yapabileceğiniz  bir alet.

Çantasına da vurulup siparişimi verdim. Elbette geldiğinde ayrıntıları yazacağım.

Image

Image

Bir Acemiye Mektup

Yurtdışındaki pek meşhur bir ahşap dergisinin sitesinde yeni başlayanlar için hazırlanmış bir takım yazılar var. Bunlardan birinde, Stephany Wilkes, kendi acemiliğine bir mektupla tavsiyelerde bulunuyor.

Özetle,

Sevgili acemi

  1. Büyüklerine danış. Onlardan, kitaplardan öğrenemeyeceğin çok faydalı bilgiler alabilirsin.
  2. Marangozhanelerden artık tahta parçalarını iste. Çok uygun fiyatlara, çok sayıda ve çeşitte, üzerinde türlü deneyler yapabileceğin ahşap parçalarını bu şekilde elde edebilirsin.
  3. İyi eğitimlere katılmak için para harcamaktan çekinme.
  4. Elektrikli alet aşıkları ne derse desin, el aletleri sanılandan daha hızlı, sessiz ve kolay kullanılabilirdir. İyi el aletlerin olsun.
  5. Alet satın alırken, ucuza kaçma.
  6. Aletlerini temizlemeyi ve bilemeyi öğrenmek, ahşabı işlemeyi öğrenmek kadar önemlidir.
  7. Her yeni işte olduğu gibi burada da o kendine has dili öğreneceksin, merak etme.
  8. Yapabiliyorken, yaşayan efsane ustaları ziyaret ve onlarla tanış.