Yazar arşivleri: chinto

Trans-Sibirya hazırlık

Barındırma (hosting) hizmeti veren şirketlerde aşırı işlemci kullanımı sorunu

Son altı senedir sorunsuz bir şekilde bütün bloglarımı, şirket sitelerini ve e-mail hizmetlerimi JustHost isimli bir şirketin sunucularında barındırıyordum. Sözleşme yenileme tarihi yaklaştıkça, sitelerimde zararlı yazılım bulunduğuna dair bir çok uyarı almaya başladım. Bir çok önlemi hayata geçirip sorunu çözmeye çalıştım. Sitelerin tamamı wordpress siteleri olduğu için wp-admin giriş sayfalarına captcha’lar mı yerleştirmedim, yetmedi bütün form girişlerinin olduğu sayfalara da mı koymadım. Tarattım, ettim, bir türlü çözülmedi. En sonunda sitelerin tamamını askıya aldılar. Canlı yardım hattında kifayetsizlik diz boyu olduğundan, en son muhabbet “isterseniz site başına 60 dolardan inceleme hizmeti alabilirsiniz” konusuna geliyordu. Siteler sorun değil de e-postaları engelleyip şirket kullanıcılarının haberleşmesine taş koymaya kalktılar ya, işte o vakit “eyvallah size abiler” çektim ve uzun araştırlamalardan sonra Siteground’u buldum.

Capture

Müşteri memnuniyet anketlerinde sürekli yüksek puanlar almış, anladığım kadarıyla Rus girişimciler tarafından kurulmuş bir firma.

Beceriksizce bütün blogları, siteleri, e-posta hesaplarını taşıdım yeni sunuculara. Şeker şeker çalışırken, birden burada da bir aşırı işlemci kullanımı (excessive CPU usage) uyarıları gelmeye başladı ve ben ne olduğunu anlamadan siteler yine askıya alındı. Ucuzculuk yapıp ayda 60 dolar vermeyi reddettiğimde dolayı paylaşımlı sunculardan hizmet aldığımdan dolayı, her kullanıcıya ayırdıkları bir işlemci kullanım zamanı limiti (CPU Time Usage) varmış. Ben onu aşmışım, hem de dört beş kat.

Onun da cPanel’de şöyle bir grafiği var:

cpu

Allahtan bu sefer posta hizmetlerine dokunmadılar. Yardım masasından Rus abiler ablalar süper ingilizceleriyle (cidden!) çok ziyaretçiniz var, cPanel’den Awstats’tan inceleyebilirsiniz cevabı veriyorlar. Bakıyorum, binlerce ziyaretçim var, gören de siteler rekor kırıyor zannedecek. Ama bu ziyaretlerin hangi sayfalara olduğunu falan anlamıyorum. 

Bu aşırı ziyaretin, içerik beğenisi olamayacağına göre, bir kaç sebebi olabilirdi:

1 – birileri sürekli wordpress bloglarına sızmaya çalışıyor, wp-admin sayfasını hacklemeye çalışıyor ama beceremiyor. (şifrelerim 12345 falan değil çünkü!)

2 – arama motorları sürekli dadanmış durumdalar ve her dürttüklerinde benim işlemcimi gıdıklıyorlar.

3 – bir otomatik işlem var, zamanında ben ayarladım ve bu işlemciyi yoruyor.

Hack ihtimallerine karşı bütün wp-admin klasörlerini ayrıca şifreledim ve deli gibi beni ziyaret eden IP’leri engelledim. İşlemci kullanımda herhangi bir azalış olmadığı gibi arada en çok ziyaret eden ve engellediğim IP, Siteground’un kendi IP’si çıktı. Arada destek ekibinden “aldığınız paketi yükseltirseniz bu sorundan da kurtulursunuz, çünkü ayda 60 dolara sınırsız işlemci kullanımı hakkınız var” teklifi aldıkça, “lan bunlar da kendileri bozup, düzeltmek için para istiyor olmasınlar” diye kullanıyorum bir yandan da.

Deli IP, sunucunun kendi IP’si olduğuna göre, bu işi ben karıştırdım diye düşündüm. Otomatik hale getirdiğim bir kaç iş vardır. Biri, Siteground’da mailing list hizmeti olmadığı için (çok önemli eksik) kurduğum Dada Mail isimli gerizekalı bir uygulamanın “cron job” işi. 5 dakikada bir POP sunucusunu tarayacak, gelen kutusunda mesaj varsa, onu listeye dahil olanlara gönderecek. Siteground 30 dakikada bir’den daha sık işleyen bir cron job yazmayın diyordu zaten. Herhalde bu yoruyor işlemciyi diyerek, Dada Mail’i kaldırdım, googlegroups’a geçtim. Kurumsal cakamıza ters ama işliyor tıkır tıkır.

cpu 2

Yine bir değişiklik olmadı. cPanel’de işlemci kullanımını takip edebileceğiniz şöyle bir yan alan var.

O ünlem işareti gitmek bilmiyor. Destek masasına aldığım önlemleri anlattım ve bunların işe yaraması gerekitiğini, bunlar da işlemci kullanımını azaltmıyorsa, o zaman ekonomik paket dedikleri şeyin bir kandırmaca olduğunu söyledim. Siteleri tekrar kullanıma açmalarını da rica ettim, sağolsunlar bana ay sonuna kadar 600,000 işlemci kullanma zamanı (her ne birimse o) hediye ederek (herhalde iyi bir rakamdır, bilemiyorum) siteleri açtılar.

Siteground, (anladığım kadarıyla) kendine özel bir Supercacher uygulaması geliştirmiş. WordPress blogunuzun cache’sini oluşturuyor, yani sanal bir kopyasını yaratıyor. Her ziyarette bütün sitenin, veritabanının, ve anlamadığım bir takım süreçlerin çalıştırılmasına gerek kalmadan, ziyaretçiye o statik kopyayı gösteriyor. Sitede değişiklik yaptığınızda, yeni kopya (cache’nin Türkçesi kopya değildir, eminim) oluşturup, güncelleme yapıyor. Böylece sunucudaki yük azalıyor. Bu Supercacher nasıl çalışıyor onu da zor bela okuyup anlayıp bütün wordpress sitelerime kurdum.


Grafik tavanda dolanmaya devam etti yine.

Ama ben kafayı taktığım için bu işi çözmeye niyetliydim ve cpanel’in orasını burasını kurcalarken, siteleri yeni taşıdığımda kurduğum sitedove isimli bir uygulamayı hatırladım. wordpress klasörlerini tarayarak herhangi bir değişikliği haber veriyor. Teoride iyi gibi ama bir wordpress güncellemesinde sizi o da değişti, bu da değişti diye e-postaya boğuyor.

Meğer bütün hıyarlık bunun başının altından çıkıyormuş. Artık nasıl bir tarama algoritması varsa, emip bitiyormuş işlemci saniyelerimi. SiteDove’u kaldırır kaldırmaz, işlemci kullanımın yukarıdaki grafiğin en sağında göründüğü gibi çat diye düştü.

Tipik bir mecburi IT uzmanlığı seviyesini de bu şekilde atlamış oldum. Öğrenmek istemiyorum böyle şeyleri ama öğrenmek zorunda kalıyorum. Buraya not edeyim de birinin işine yarar belki.

Orucu bırakın, bebek yapın. Bir nefs mücadelesi

Nefsi terbiye etmek için, varsa yani böyle bir derdiniz, imkanlar elveriyorsa çocuk doğurunuz. Şimdi patlamazsam bir daha patlamam dediğiniz anda dümdüz deniz gibi sakin olmanız gerekecek, herşeyi her zaman en salim kafayla düşünüp en doğru yolu bulmanız gerekecek ve bunları yapmazsanız işler asla yoluna girmeyecek.

En acele etmeniz gerektiği vakitte aheste aheste merdiven inen kızınızı bekleyeceksiniz, en uykusuz halinizle kalkıp şımarıklıktan kucak isteyen oğlunuzu pışpışlayacaksınız. Açlıktan midenizde kramplar oynaşırken evde kalan son etli yemeği, verdiğiniz anda ağzından çıkaracağını bildiğiniz velede belki yer umuduyla ısıtacaksınız. Herkesin size baktığından emin olduğunuzda utançtan yerin dibine geçerken, kendini yerden yere atan çocuğa şöyle okkalı bir Osmanlı tokadı oturtmak yerine, işe yaramayacağını bile bile yaptığının yanlış olduğunu nafile anlatmaya çalışacaksınız.

Onaltı saatlik açlık da neymiş. Siz seferi sayılırsınız. İftar niyetine sabah sizi yumusacık eliyle okşayarak uyandıracak.

Referandum’u boykot ediyorum

Kafadan açık edeyim, referandumu boykot ediyorum. Böylece benim ağzımdan çıkacak sözü bekleyen binlerce insanın merakını dindirmiş olayım.

Çok sayıda boykot nedenlerinden aklıma hemen gelenler şöyle:

* Çok sayıda maddenin bir kısmına evet, bir kısmına hayır deme şansım yok.

* 12 Eylül’ü yargılamak için bu demokrasicilik oyunu biraz fazla tiyatro gibi geliyor. Ayrıca referandumun yapılacağı 12 Eylül 2010 tarihi, hukuki zamanaşımı süresi olan 30 yılın dolduğu gün. Darbeye zamanaşımı işlemiyor mu?

* Bu ülkenin gerçek bir demokrasiye ihtiyacı var, her ne kadar demokrasinin en kralı bile bir burjuva siyaseti olsa da. Referandumla oylanacak maddeler demokrasinin gelişini müjdelemediği gibi en can alıcı meselelere de dokunmuyor.

* Olmakta olan şey, küresel kapitalizmin yeni bir aşamasında küresel siyasetin de yeniden yapılanmasıdır. Türkiye de şuncacık canıyla buna direnebilecek güce sahip değildir. Hal böyleyken bu anayasa değişikliğini halkın istediği, AKP’nin lütfettiği, ülkeyi ileri götürecek bir yasal düzenleme olduğu yalanını yemiyorum. Bazı hükümet yetkililerinin de ağzından kaçırdıkları gibi küresel sisteme entegre olabilmesi için Türkiye’nin gitmek zorunda olduğu yol normalleşmiş ve istikrarlı bir demokratik siyasettir. O demokrasinin ekonomi-politiği de işçi haklarının kısıtlanması, artan çalışma saatleri, iş güvencesinin kaybolması, eğitim ve sağlık hizmetlerinin piyasaya açılması gibi yeni sermaye birikimi yöntemlerinin geliştirilmesini içermekte.

* Bir de Kürtler vardı, ne oldu onlara?

Boykot’u anti-demokratik bir tavır olarak nitelemek, siyaset alanının sadece kendi tanımladığı gibi işlemesini isteyen totaliter zihniyete işaret eder. Evet diyeni şeriatçı, gerici, liboş ya da bilmem ne ilan eden zihniyet de, Hayır diyeni darbeci, Ergenekoncu ilan eden zihniyet de aynıdır. Boykot bir siyasi tavırdır. Bu orta oyununun içinde yer almamayı tercih etmek de öyle. Nasıl seçim barajını protesto etmek için genel seçimleri boykot etmek meşru ise, referandumu boykot etmek de öyledir.

Boykotu, suya sabuna dokunmayan ve siyasetten uzak bir tavır olarak nitelendirmek yanlıştır. Zaten bu konuda ne kadar kafa karışıklığı olduğu, boykot edenlerin Hayırcılar tarafından Evetçilere, Evetçiler tarafından da Hayırcılara hizmete etmekle suçlanmasından belli oluyor.

Boykot yaygınlaştırılabilse ve seçmenlerin önemli bir kesimi referandumu boykot etse, örneğin yüzde 60 katılımlı bir referandumda yüzde 60 evet oyunun meşruiyeti (yüzde 36 eder) bile sorgulanır hale gelir. O zaman boykotun ne tür bir siyasi tavır olduğunu bir kez daha konuşuruz.

iPhone 3G’de iOS 4: Bir ortaçağ işkencesi

Apple giderek her sene çıkardığı yeni ve daha iyi iPhone’larla canımıza okumakta.

Geçen sene, tam üç sene mırın kırın ettikten sonra bir iPhone edindim ve bundan sonra başka bir aletin beni keseceğini sanmıyorum. Anteni hakkındaki bütün skandallara rağmen, Türkiye’ye gelir gelmez iPhone 4’ü de alacağım.

The Tech Journal sitesinden

Ne var ki şimdilik iPhone 4’ün işletim sistemi olan iOS 4’ü iPhone 3G’ye yüklemek zorunda kaldım. Evet, yüklemeseydim çatlardım. Gelin görün ki alet bir morona dönüştü. Klavyenin açılışı yavaşladı, harfler takılmaya başladı, Safari kağnıya döndü, donmalar, kilitlenmeler, kendi kendine kapanmalar, vs. vs. Apple’in yeni modeli satın aldırmak için düzenlediği bir komploya kurban gittiğimi hisseder hale geldim.

Nefret ettiğim fakat sıkça yapmak zorunda kaldığım PC formatı işlemini iPhone’a da uygulayarak herşeyin yedeğini aldım, arada bazı önemli şeyleri yedeklemeyi unuttuğum için kaybettim, yolunu yordamını öğrenmek zorunda kaldım. Bir bilgisayar dükkanı açmaya yetecek kadar edindiğim bilgime bilgi ekleyerek aleti sıfırladım ve tekrar kurdum. Biraz kendine gelir gibi oldu. Ama hala karımın iOS 3 ile çatır çatır işleyen 3G’sinden yavaş bir iPhone’um var. Ama folderlarım ve bütünleşik posta kutum var. Artık iPhone güncellemelerine karşı temkinli yaklaşacağım. Ama yeni iPhone modeline karşı? Asla 🙂

Yukarıdaki resmi aldığım sitede Steve Jobs Bey’in iPhone 3G’deki hız sorununu çözecek yeni bir güncelleme üzerinde çalışıldığını bildirdiği söyleniyor. Bunun nasıl bir marka imajı ve pazarlama stratejisi olduğunu anlayabilmiş değilim açıkçası.