Aylık arşivler: Ocak 2013

El Rendesi İhtiyaç Listesi

El aletleriyle çalışmaya karar verdiğimde ilk işim rende (ingilizcede hand planer dedikleri alet) ile tanışmak oldu. El rendesi ile kenar ve yüzeyleri düzleyip düzeltebiliyor, elinizdeki tahtaları çalışılmaya hazır hale getiriyorsunuz. Benim gibi palet parçalarını kullanan biri için olmazsa olmaz bir işlem.
Ama el rendesi ile çalışmak şöyle bir ihtiyaç listesi ile birlikte geliyor.

1. Hangi rende?

Türkçelerine vakıf olamadım ama ingilizcede block plane, jack plane, mortise plane, jointer plane, smooth plane olarak adlandırılan gibi çok sayıda çeşidi var. İnternetten arama tarama okuma yaparsınız, muhtemelen aldığınız el rendesi, istediğiniz değil, alabileceğiniz, yakınlarda ya da internette satılan el rendesi olur. İyi alete iyi para vermekten korkmamalı.

2. Rendeyi kullanılacak hale getir.

Ayarları yapmak gerekiyor ama işi el yordamıyla öğrenmek zorunda kaldığım için yine you tube avaresi gibi dolanıp örnek aradım. Becerdim herhalde deyip tahtaya giriştim. İlk deneme fena değildi.

3. Tığı rendele.

Eski rendelerde tığlar (rendenin tabanından ucu çıkan bıçak) hazır olarak gelmezmiş, o yüzden önce açısıyla sırtıyla iyice ayar vermek gerekirmiş. Benim aldığım 4 numara Stanley rendenin tığı jilet gibiydi. O yüzden tığa baştan herhangi bir işlem yapmadan bir süre kullanabildim. Ama sürtmeyi iyi yapamadığımdan da olsa gerek bir süre sonra köşesi aşındı ve tahtada çizikler bırakmaya başladı. O vakit bilemek (bileylemek?) gerekiyor. Peki ne ile?

Ya bileyi diski döndüren makinelerle, ya da su taşı veya yağ taşı olarak adlandırılan (doğal ya da suni) bileme taşlarıyla. İnternete dal yine.

4. Su taşı (waterstone, whetstone)

İyi aleti iyi bilemek için iyi taşa iyi para ver. Ege bölgesinde bazı hırdavatçılar internet sitelerinde bloklar halinde kiloluk Girit taşları satıyorlar ama onların düz yüzeyleri olup olmadığından emin olamadım. Su taşı sipariş ettim, hemen geldiler. Yarın tığımı bileyeceğim. Keskileri bilemek için de iyi olacak.

Bu iş nasıl yapılıyor peki diyerek, yine you tube yollarında gezinirken, o da ne?…

5. Su taşı düzleme taşı

Eh, mantıklı. Tahtayı düzlemek için rende, rende tığını keskinleştirmek için su taşı, su taşını düzlemek için elmas kaplı bir düz nesne. Adını bilemiyorum. Amerikalılar bir sürü kısaltma ile tarif ediyorlar. Bazıları, bir cam parçasına orta aşındırıcılıkta zımpara kağıdı yapıştırarak da benzer işi görecek bir alet yapılabileceğini söylüyorlar. Yani yarın evin gizli köşelerinde bir cam parçası arayacağım.

Ey hava. Çok hazırlandım. Yarınki pazar günün güneşli eyle, rica ediyorum.

Matkap

Çok uzun zamandan beri sorunsuz kullandığım matkabım da Black and Decker. Modeli BD562. Elmas uçlu matkap uçları kullanmaya başladıktan sonra işim daha da kolaylaştı.

Köşeler birleşiyor

Geçen pazar, kendimi tamamen tahta parçalarına vakfettim. Ve iyice okuyup öğrendiğimi düşündüğüm birleştirme işine de el atmak istedim. Yetersiz alet edevattan dolayı tam düzleyemediğim iki tahta parçasını “düz dişli köşe birleştirme” olarak adlandırılan yöntemle birleştirmeye karar verdim.

Mantığı oldukça basit bu birleşme yönteminin. Sigaço, sığaça, alıştırma testeresi ya da sırtlı testere gibi farklı terimlerle isimlendirilmiş bir testere bu köşe birleştirmeleri için elzem.

Backsaw

 

Ama böyle bir testereyi internetten satın almayı beceremedim. Yok. Bulunduğum şehirdeki iki yapı marketteklerin neden bahsettiğimi bile anlamadılar. Düşündüm ki, ben herhalde yanlış terimlerle tarif etmeye çalışıyorum acemiliğimden. (düzeltme 24.07.2013: sonradan bulmayı başardım, yeni aletleri yazacağım bir sonraki yazımda)

O yüzden Stanley’in kıl testeresi ile yaptım denememi. İşaretlediğim yerlerden dişleri kıl testere ile kesmeye başladım. İlk denemem, hiç vakit kaybetmeden sabrın ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Çıkarılacak parçayı kıl testeresi ile tam kesmeden, keski ile çıkarmaya çalışınca, aşağıdaki oldu.

IMG_2837

Kendime aferin çekip, yeni bir parçayı işaretledim ve kestim. Ve aşağıdaki kılıksızlığa imza attım.

IMG_2835

Ne keski, ne de zımpara kâr etmedi, öylesine yamuktu dişler.

Bir bira açtım, bir sigara içip yeniden başladım. Bu sefer kesilecek yerleri daha dikkatlice işaretledim, kıl testeresini daha yavaş vurdum tahtaya, keskiyi daha sakince kullanarak düzledim dişleri. Ve sabrın sonu selamet oldu:

IMG_2831    IMG_2833   IMG_2834

Üçüncü denememin bu kadar başarılı olabileceğini tahmin etmezdim. Tutkallamadan bile, ne kadar sağlam olduğunu ancak dokunarak hissedebilirsiniz. Kırlangıç kuyruğu diye tabir edilen birleştirmelerin daha da sağlam olduğunu okudum.

Eski ustalar, birleştirmeyi iyi öğrenirsen yapamayacağın şey yoktur derlermiş. Daha yol uzun elbette ama başlangıcının keyfi çok büyük oldu.

 

Ahşapta el işçiliği

Bizim dilde pek kaynak olmadığında bu aralar bolca Avrupa ve Amerika kaynaklı dergilere, videolara, bloglara takılıyorum. Ahşap işi ile uğraşmanın toplu üretim, toplu tüketim için değil de bir zanaat olarak var olduğu zamanlardan kalan nostaljik el aletleri çok hoşuma gidiyor. Elbette, bugünkü marangozlar ya da ahşap ustaları arasında el aletleri ile iş görmenin, makinelerle iş görmekten daha iyi bir yol olduğunu savunan ekoller var.

Makinelerin, örneğin elektrikli testerenin, zımpara makinesinin, vs. uğraşanı, uğraş nesnesinden uzaklaştırdığını düşünüyorum ben de. Çok keskin kategorik ayrımlar yapmak hiç bir zaman hoşuma gitmedi, o yüzden ne-olursa-olsun-makine-yok tarzını hiç bir zaman savunmam herhalde. Ama elde zımparaladığınız bir tahta parçasını hissetmek başka bir duygu. Bir zımpara makinesiyle giriştiğiniz tahtanın size olan mesafesini az değil.

Henüz yeteri kadar tahtaya ve el aletine dokunamamış olsam da, sanırım benim ahşap yolculuğum daha çok ellerimi kullandığım bir macera olacak.

İş arkadaşım WM825

Türkiye’de protatif çalışma tezgahı olarak iki seçenek var. Biri Black & Decker’in WM825 modeli, biri de Bosch’un PWB600 modeli.

İkisi hakkında internette okumadığım izlemediğim şey kalmadı. Her ikisi de oldukça pratik çalışma yüzeyleri, az yer kaplıyor, çok yük kaldırıyor, vs. vs. Ama benim asıl merak ettiğim şey, ne kadar sağlam oldukları. Sağlamlıktan kastım, özellikle el rendesiyle bir tahtayı rendelemeye kalktığımda kaymayacak, eğilmeyecek, bükülmeyecek, sallanmayacak. Kısıtlı tecrübemle aklıma bir çalışma masasının sağlamlığını ölçebileceğim daha ağır bir iş gelmiyor.

B & D ile uzun süredir devam eden gönül bağımıza istinaden WM825’i sipariş ettim ve dün geldi.

IMG_2840

 

Umduğumdan daha sağlam duruyor. Tamamen yatırıp masa üzerinde kullanmak da mümkün, altına katlanan ayaklarını açık, belimin üstüne kadar çıkan boyunda kullanmak da. Henüz herhangi bir şey çalışmadım üzerinde, vaktim olmadı. Ama bu pazar benden çekeceği var bu bebeğin 🙂

El rendesi

Uzun internet aramalarından ve karşılaştırmalarından sonra, zaten uzun zamandır yapı markette gözüme kestirdiğim Stanley rendeyi aldım.  Modelin tam adı Stanley No. 4 (12-204).

stanley rende

Gelir gelmez, içini açtım, her vidasını söküp tanıştım kendisiyle. Geçen pazar günü de hava istisnai şekilde ılık ve açık olunca hemen aletlerimi toplayıp bahçeye çıktım. Bir an önce bir tahta parçasını el rendemle dümdüz etmek istiyordum 🙂 Önümdeki en önemli engelin bu işi yapabileceğim sağlam bir zemin olacağını biliyordum.

Bir çalışma masam olmadığından eldeki masaları dayanma derecelerine kadar zorlamaya niyetlendim. Bunun için de masa yüzeyine zarar vermemi engelleyecek, aynı zamanda da çıkıntılarıyla masaya dayanacak ve üzerinde çalıştığım tahta parçasını tutacak eklere sahip bir ara yüzeye ihtiyacım vardı. Eski bir dikdörtgen mdf buldum bu iş için kullanabileceğim. Bir ucuna, masa üzerinde kaymasını engelleyecek bir tahta parçası çaktım, diğer ucuna (ama ters yüze) bir diğer tahtayı çaktım. Böylece ben rendeleme için yüklendiğimde hem kendisi kaymayacak, hem de düzlediğim tahtayı tutacaktı. Aşağıdaki gibi bir şey.

Ara yüz

Aklım bahçe masasının bana ve bu işe ne kadar dayanabileceğindeydi. Bir kaç kez ani ve çok güçlü şekilde yüklenerek kendisini test etmiştim. Ama iş başında farklı davranabileceğini tahmin ediyordum. Öyle de oldu.

Geçen pazar, hava istisnai şekilde ılık ve açık olunca hemen aletlerimi toplayıp bahçeye çıktım. Ve hemen masay kuruldum, bir paletten kestiğim tahtayı yerleştirip ilk rende darbemi vurdum. Tabii bıçağın derinlik ayarını iyi yapamadığım için rende tahtanın ucunda takıldı kaldı. Derinliği azaltıp tekrar denedim. Ve işte benim de ince ahşap helezonlarım rendemden fırlamaya başlamıştı. Ama masa huysuzluk ediyordu, ben yüklendikçe, evdekileri ayağa kaldıracak kadar büyük bir gıcırtıyla kayıyordu. Masanın yapısal olarak oldukça dayanıklı ve sağlamdı ama yerdeki taşlar onu yeterince tutamıyordu. Bu elbette rendelemeye çalıştığım tahtada da istenmeyen bıçak darbelerine sebep oluyordu. Netekim istediğim şekilde iş yapamadım tahtam üzerinde ve biraz canım sıkıldı. O dakika karar verdim en azından portatif bir çalışma tezgahı almaya ve Black & Decker WM825′i sipariş ettim.

IMG_2827

Her ustanın itinayla belirttiği bir husus, el aletleri ile ilgili olarak, bıçakların her zaman keskin tutulması gerektiği. Bir kaç denemeden sonra rende tığ’ının köşesinde ciddi bir yıpranma olduğunu farkettim. Ne yazık ki elimde ne sutaşı ya da yağtaşı var, ne de bileyecek herhangi bir alet. Dremel 4000’in bir bileyi parçası var elimde, ama zımpara mevzusunda da bahsettiğim gibi, Dremel’in hızından tırsıyorum biraz. İstanbul’a gidip biraz hırdavat alışverişi yapana kadar, yapı markette satılan yedek tığlardan alabilirim.