Trans-Sibirya hazırlık

Barındırma (hosting) hizmeti veren şirketlerde aşırı işlemci kullanımı sorunu

Son altı senedir sorunsuz bir şekilde bütün bloglarımı, şirket sitelerini ve e-mail hizmetlerimi JustHost isimli bir şirketin sunucularında barındırıyordum. Sözleşme yenileme tarihi yaklaştıkça, sitelerimde zararlı yazılım bulunduğuna dair bir çok uyarı almaya başladım. Bir çok önlemi hayata geçirip sorunu çözmeye çalıştım. Sitelerin tamamı wordpress siteleri olduğu için wp-admin giriş sayfalarına captcha’lar mı yerleştirmedim, yetmedi bütün form girişlerinin olduğu sayfalara da mı koymadım. Tarattım, ettim, bir türlü çözülmedi. En sonunda sitelerin tamamını askıya aldılar. Canlı yardım hattında kifayetsizlik diz boyu olduğundan, en son muhabbet “isterseniz site başına 60 dolardan inceleme hizmeti alabilirsiniz” konusuna geliyordu. Siteler sorun değil de e-postaları engelleyip şirket kullanıcılarının haberleşmesine taş koymaya kalktılar ya, işte o vakit “eyvallah size abiler” çektim ve uzun araştırlamalardan sonra Siteground’u buldum.

Capture

Müşteri memnuniyet anketlerinde sürekli yüksek puanlar almış, anladığım kadarıyla Rus girişimciler tarafından kurulmuş bir firma.

Beceriksizce bütün blogları, siteleri, e-posta hesaplarını taşıdım yeni sunuculara. Şeker şeker çalışırken, birden burada da bir aşırı işlemci kullanımı (excessive CPU usage) uyarıları gelmeye başladı ve ben ne olduğunu anlamadan siteler yine askıya alındı. Ucuzculuk yapıp ayda 60 dolar vermeyi reddettiğimde dolayı paylaşımlı sunculardan hizmet aldığımdan dolayı, her kullanıcıya ayırdıkları bir işlemci kullanım zamanı limiti (CPU Time Usage) varmış. Ben onu aşmışım, hem de dört beş kat.

Onun da cPanel’de şöyle bir grafiği var:

cpu

Allahtan bu sefer posta hizmetlerine dokunmadılar. Yardım masasından Rus abiler ablalar süper ingilizceleriyle (cidden!) çok ziyaretçiniz var, cPanel’den Awstats’tan inceleyebilirsiniz cevabı veriyorlar. Bakıyorum, binlerce ziyaretçim var, gören de siteler rekor kırıyor zannedecek. Ama bu ziyaretlerin hangi sayfalara olduğunu falan anlamıyorum. 

Bu aşırı ziyaretin, içerik beğenisi olamayacağına göre, bir kaç sebebi olabilirdi:

1 – birileri sürekli wordpress bloglarına sızmaya çalışıyor, wp-admin sayfasını hacklemeye çalışıyor ama beceremiyor. (şifrelerim 12345 falan değil çünkü!)

2 – arama motorları sürekli dadanmış durumdalar ve her dürttüklerinde benim işlemcimi gıdıklıyorlar.

3 – bir otomatik işlem var, zamanında ben ayarladım ve bu işlemciyi yoruyor.

Hack ihtimallerine karşı bütün wp-admin klasörlerini ayrıca şifreledim ve deli gibi beni ziyaret eden IP’leri engelledim. İşlemci kullanımda herhangi bir azalış olmadığı gibi arada en çok ziyaret eden ve engellediğim IP, Siteground’un kendi IP’si çıktı. Arada destek ekibinden “aldığınız paketi yükseltirseniz bu sorundan da kurtulursunuz, çünkü ayda 60 dolara sınırsız işlemci kullanımı hakkınız var” teklifi aldıkça, “lan bunlar da kendileri bozup, düzeltmek için para istiyor olmasınlar” diye kullanıyorum bir yandan da.

Deli IP, sunucunun kendi IP’si olduğuna göre, bu işi ben karıştırdım diye düşündüm. Otomatik hale getirdiğim bir kaç iş vardır. Biri, Siteground’da mailing list hizmeti olmadığı için (çok önemli eksik) kurduğum Dada Mail isimli gerizekalı bir uygulamanın “cron job” işi. 5 dakikada bir POP sunucusunu tarayacak, gelen kutusunda mesaj varsa, onu listeye dahil olanlara gönderecek. Siteground 30 dakikada bir’den daha sık işleyen bir cron job yazmayın diyordu zaten. Herhalde bu yoruyor işlemciyi diyerek, Dada Mail’i kaldırdım, googlegroups’a geçtim. Kurumsal cakamıza ters ama işliyor tıkır tıkır.

cpu 2

Yine bir değişiklik olmadı. cPanel’de işlemci kullanımını takip edebileceğiniz şöyle bir yan alan var.

O ünlem işareti gitmek bilmiyor. Destek masasına aldığım önlemleri anlattım ve bunların işe yaraması gerekitiğini, bunlar da işlemci kullanımını azaltmıyorsa, o zaman ekonomik paket dedikleri şeyin bir kandırmaca olduğunu söyledim. Siteleri tekrar kullanıma açmalarını da rica ettim, sağolsunlar bana ay sonuna kadar 600,000 işlemci kullanma zamanı (her ne birimse o) hediye ederek (herhalde iyi bir rakamdır, bilemiyorum) siteleri açtılar.

Siteground, (anladığım kadarıyla) kendine özel bir Supercacher uygulaması geliştirmiş. WordPress blogunuzun cache’sini oluşturuyor, yani sanal bir kopyasını yaratıyor. Her ziyarette bütün sitenin, veritabanının, ve anlamadığım bir takım süreçlerin çalıştırılmasına gerek kalmadan, ziyaretçiye o statik kopyayı gösteriyor. Sitede değişiklik yaptığınızda, yeni kopya (cache’nin Türkçesi kopya değildir, eminim) oluşturup, güncelleme yapıyor. Böylece sunucudaki yük azalıyor. Bu Supercacher nasıl çalışıyor onu da zor bela okuyup anlayıp bütün wordpress sitelerime kurdum.


Grafik tavanda dolanmaya devam etti yine.

Ama ben kafayı taktığım için bu işi çözmeye niyetliydim ve cpanel’in orasını burasını kurcalarken, siteleri yeni taşıdığımda kurduğum sitedove isimli bir uygulamayı hatırladım. wordpress klasörlerini tarayarak herhangi bir değişikliği haber veriyor. Teoride iyi gibi ama bir wordpress güncellemesinde sizi o da değişti, bu da değişti diye e-postaya boğuyor.

Meğer bütün hıyarlık bunun başının altından çıkıyormuş. Artık nasıl bir tarama algoritması varsa, emip bitiyormuş işlemci saniyelerimi. SiteDove’u kaldırır kaldırmaz, işlemci kullanımın yukarıdaki grafiğin en sağında göründüğü gibi çat diye düştü.

Tipik bir mecburi IT uzmanlığı seviyesini de bu şekilde atlamış oldum. Öğrenmek istemiyorum böyle şeyleri ama öğrenmek zorunda kalıyorum. Buraya not edeyim de birinin işine yarar belki.

Tezgah 4: Vallahi de bitti

Yaklaşık iki aylık bir çalışmadan sonra (ortalama on günde 4 saate falan denk geliyor) tezgahımı bitirdim.

Bir kaç sene sonra dönüp yine denesem bu kadar yamuk bir şey yapamayacağım muhtemelen. Hayır, her bir tahtası kendi içinde ve bir diğeri ile birleştirildiğinde yamuk olduğu gibi, gidip ölçe biçe aldığım ve kestirdiğim, tezgah yüzeyi olacak kontraplak da kısa geldi. Hay elinin ayarını diyerek bir takım düzeltmelere girişmeye karar verdim.

İşte son seansın fotoğraflar:IMG_0093

Aşağıdaki fotoğrafa yakından baktığınızda göreceksiniz yamukluktan bahsederken neyi kastettiğimi. Sokamadığım vidalar (benim suçum yok, vida çok adiymiş, hemen yalama oldu), denk getiremediğim kenarlar, ölçüsüz kesimler… Ama yere yakın kayıtları 10×10’luk ayaklara yuva açarak yerleştirmem çok iyi bir fikir olmuş gerçekten. O kadar dengesizliğe rağmen masanın dengesi ve yüklenmelere dayanıklılığı çok iyi. Taş gibi bir masa istiyorum uleyn diyordum, işte yaptım.

Geçen yazıda anlattığım üzere masanın yüzeyini 5×15’lik kalaslardan yapacaktım ama o kadar kötü planyalamışım ki yüzeyi adam etmekle çok uğraşacağımı anlayınca hemen kolaya kaçıp kontraplak ile yüzey işini halletmeye karar vermiştim. (Bu arada 2×4 inçlik kalaslardan sadece el testeresi, 4 numara bir el rendesi, gönye, şerit metre ve kurşun kalem ile Paul Sellers abinin nasıl harika bir çalışma ile harika bir masa yaptığını izlemek isterseniz buyrun. Çok uzun ve detaylı bir videolar dizisidir.)

Ahşap ürünleri satan bir atölyeden kontraplakları kestirip arabanın bagajına koydum ve eve getirdim. İlk önce niyetim bir tane 1,6 mm’lik bir tabaka, üstüne de daha sert bir malzemeden yapılmış 0,6 mm’lik bir ince tabaka ile masanın yüzeyinin yapmaktı, ama iki farklı tür kontraplak bulamayınca 1,8 mm’lik bir tabakayı kestirdim.Tabakalar 220 x 170 cm’lik ölçülerde. Bir bebek evi projesi için de 3 mm’lik kotraplak aradım ama o devasa ölçüde tabakaları yatırmadan sakladıkları için hepsi birer salsa dansçısı edasında kıvrılmışlardı. Bir kaç tabaka da 6’lık kestirdim.

Bu arada bir not, araba bagajında bu tür malzeme taşımak için bir eski çarşaf bulundurmakta fayda olur. Arabanın yünlü gibi bagaj döşemesine kontraplaklardan dökülen kıymıklar ve çapaklar dökülüp bir güzel yapıştı. Nasıl çıkacaklar bilmem.

Netekim yüzey ölçüsünü yanlış hatırlayınca ortaya saçma sapan bir görüntü çıktı.

IMG_0092

Bir süre ertesi gün yeniden kestirip geleyim fikri ile iki parçayı ortalayarak yapıştırayım fikri arasında gidip geldim. Bu arada 1,8’lik plaka 190 TL’den satıldığı ve ertesi gün denen şeyin Pazar olduğunu düşününce (bir gün daha bekleyemeyecektim, sanki iki aydır beklemiyormuşum gibi) işi hemen bitirmeye karar verdim. Tabakayı olabildiğince ortalayıp (yani ysağdan soldan bakınca düzgünmüş gibi durmasını sağlayıp) ara kayıtlara işkence ile yerleştirdim. Daha önceki vidalama aleti ile yaşadığım tatsız olayı düşündüm ve önce 2’lik maktap ucuyla vida yerlerini açtım sonra da 3,5’luk vidalarla sabitledim.

IMG_0094

İlk önce masayı bitirdikten sonra uzun uzun zımparalarım, bir güzel vernik falan sürerim diye düşünüyordum ama o kadar ince işi kaldıramayacak bir canavar yarattığımı görüp vazgeçtim. Sadece planyadan sonra iyice keskinleşen kereste kenalarını avuç içi rendesiyle biraz yuvarladım. Bu arada ağır bir ahşabı el rendesiyle rendelemek kadar harika bir marangozluk anı olur mu bilemiyorum.

IMG_0095

En sonunda masam bitti gerçekten, neden bitmiş halini gösteren bir resmi çekmedim bilemiyorum (aslında biliyorum, düşündüğüm gibi olmadığı için biraz yabancılaştım kendisine). Ama yaparken bir sürü şey öğrendiğim bir iş oldu (ya ne olacağıdı bu cahillikle?).

Daha yazacak çok şeyi atladım masa sevdasına. Arada arsız gibi bir sürü alet edevat aldım ve buraya izlenimlerimi yazmak istiyorum. İlk kez Black and Decker’dan sapıp Bosch ürünleri aldım. Bir tezgahlı daire testere aldım mesela, bir atölyelerde kullanıma uygun ve toz torbası çıkışı olan aletlere bağlanabilen bir elektrik süpürgesi aldım. Bir ucuz kıl testere makinesi aldım Scheppach marka ama herhalde bu kadar uyduruğu az bulunur. Forumlarda kullananlar (bir Tofaş Şahin sahipliği modunda) aletten memnun olduklarını yazıyorlardu. Ama iki kere alelacele kesim yapmaya çalışıp, bir testere bıçağı kırdım (ilk seferde bıçak kırmanın neredeyse bir mecburiyet olduğunu da yazmışlardı) ve muhtemelen beceremediğim için alete bok atıyorum. Bir kaç çeşit Olson marka bıçak aldım tavsiye üzerine. Daha oğlanın dinozorlarını yapacağım, kıza kelebek, hanıma bebek evi (o çocuklar için istiyor tabii). Arada kendime de bir şeyler çıkarırsam daha ne isterim.

Tezgah 3: Adım adım

En sonunda 4 üst kaydı da bir şekilde ayaklara bağlayabildim. Alttaki resimden de görüleceği üzere bir kısım bağlantı işini vida ile hallettim. Çünkü ilk iki kayıtta yaptığım gibi kavela kullanmak için hem ayakları hem de kaydı sabit ve düz tutmak gerekiyordu, ama olduramadım. O yüzden de bastım vidayı. Tabi vidayı o kadar kalınından seçmişim ki, önceden matkapla kılavuz deliği delmeme rağmen vidalama aletin gücü yetmedi. Ben de tek tek elle çevirdim vidaları. Ve memleketimin her yerinden akan kötü işçilik vidalarda da kendini gösterdi ve en zorlandığı anda vida yuvaları parçalanarak yalama oldu. Böylece bazı vidalar yarım santim dışarıda kaldılar.

IMG_0088

Dört kayıt ve yamuk ama sağlam bir çerçeve.

Altta kalan uzun kenar kayıtlarının yuvaları açmıştım, daha önceki yazıda da anlattığım gibi. Kısa kenarlara kayıtları yerleştirmeden 5×15’lik kalasları masanın üstüne yerleştirdim ve masaya benzeyen görüntü karşısında gözlerim yaşardı. Ama aynı zamanda farkettim ki, kalasları o kadar kötü planyalamışım ki onları toplu olarak düz bir zemine dönüştürebilme ihtimalim, an itibarıyla kabiliyet sınırlarımın dışında kalıyor. Hiç kompleks yapmadan masanın zeminin bir kalın yumuşak kontrplak üstüne bir ince sert kontrplaktan yapmaya karar verdim. Zaten masamın rustikliğine de bu eklektik perspektif yakışırdı.

IMG_0089

İşte masam bitince böyle harika olacak.

IMG_0090

Geniş açıdan masa bitince nasıl görünecek pozu.

Aşağıdaki resimde, baştan plan yapmanın planı uygulamaktan daha önemli olmadığının bir ispatı. El testeresiyle kestiğim 10×10’luk ayakların boyları birbirinden farklı olunca, kayıtları düz olarak yerleştirdiğimde böyle yukarıda kaldılar. Bu fazlalıkları hassas bir şekilde elektrikli planya ile almaya çalışacağım. Evrenin gizemli güçleri yardımcım olsun.

IMG_0091

Güneş batışında hesapsız kesilmiş ayak keyfi

Tezgah 2: Testerenin laneti

Planlamadan ve satın alıp keresteleri hazır hale getirdikten sonra başlamaya hazırım.

İlk yazıda bahsettiğim gibi neresinden başlayacağımı iyi kestiremedim ve üst çerçeveyi yapmak yerine ayaklarda oyuklar açmaya başladım. Sonradan uyandım ki, ilk önce üst çerçeveyi yapsaydım daha kolay gönyeye oturtabilirdim (her köşe 90 derece ve köşegen uzunlukları birbirine eşit olacak şekilde).

Çünkü ilk planya tecrübem olduğundan keresteleri tam düz düzleyemedim. Komşu yüzeyler arasında bazı noktalarda 90 derece çıkmadı ortaya. Biraz sallapati yaptığım için de dönüp ince ayar yapmaya üşendim. Bunun cezasını oyuk açarken ve 5×10’luk kayıtları ayaklara yerleştirmeye çalışırken çektim. Gerçekten her şey tecrübe. Halbuki izlediğim bir çok videoda, neredeyse herkes üst çerçeveden başlıyordu işe.

Normalde daire testere ile çok kolay bir şekilde yapılabilecek işi, daire testerem olmadığı için elle yaptım. Uzun sürdü ve elbette düz kesemedim. 10×10 keresteler o kadar büyükler ki muhakkak bir noktasında elim yamuk gitti.

IMG_0081

Hep yamuk hep yamuk

İnce ince kestiğim dilimleri çekiçle kırarak çıkardım. Dipte kalan düzeltme işini ise kalınca bir keski ile hallettim. Bu noktada bir kez daha el aletleri ile ne kadar dikkatli iş yapmak gerektiğini anladım. Çam o kadar yumuşak ki, kontrolsüz bir tokmak darbesi ile keski derinlere dalabiliyor.

Aşağıdaki fotoğraftan da anlaşılacağı üzere uzun kenar kayıtları hiç düzgün olmadı. Ne dik yüzeyler ne dip derinlikler. Neyse, tezgahı bu kadar kaba bir tasarımla yaptığım için rustik der yuttururum artık 🙂

IMG_0082

Bu arada o sıcağın altında çalışmanın nasıl bir işkence olduğunu anlatamam. Bir de pergolayı yaptırmamış olsaydım neler olurdu, tahmin edemiyorum.

IMG_0086

Bir çalışma masasına ne kadar ihtiyacımın olduğunun bir kanıtı daha.

Üst kayıtları 5×15’lerden yapayım demiştim. Onları, sonradan vida ile desteklemek üzere, 10’luk kavelelarla birleştirdim. Böylece kavela işaretleyicilerini de ilk kez kullanma olanağı buldum.

IMG_0083

Bauhaus’ta küçük paketler içinde kavela çalışmaları için pek faideli araçlar satılıyor, çok da uygun fiyata. Örneğin yukarıdaki matkap ucunda görünen derinlik sabitleyici, uca yapıştırılan banttan vs. çok daha iyi iş görüyor. 6’lık, 8’lik ve 10’luk matkap uçları için üç sabitleyici set olarak satılıyor. Yalnız alyan anahtarları verilmiyor yanında. Çok ince anahtarınız yoksa onu da edinmeyi unutmayın.

IMG_0084

İşaretleyicilerle çalışmak ise işi çok kolaylaştırıyor. Bir yüzde açtığınız kavela deliklerine işaretleyicileri sokuyorsunuz, sivri uçları dışarı bakacak şekilde. Sonra yapıştıracağınız diğer yüzü ayarlayıp sivri uçlara doğru sıkıca bastırıyorsunuz. Ben tokmakla bir iki vurdum, gayet belirgin işaretler çıktı ortaya. İşkence ile sıkıştırmak da bir yöntem olabilir.

IMG_0087

İki ayakta ve ortadaki kirişte tutkallamayı hallettikten sonra işkencelerle bir güzel sıkıştırdım. Gayet sıkı oldular. Şimdi sıra diğer kenarları yapmakta.   IMG_0085

 

Tezgah 1: Her yer talaş, her yer kereste!

Kerestelerimi aldım. Kısa bir mobilyacı soruşturmasından sonra bir keresteciye yönlendirildim ve çamdan başka bir şey satmayan bir Karadenizli dayıdan 250 tl ederi ile 30 metre 5×15, 4 metre 10×10 ve 7 metre 5×10 kereste aldım.Kazık yedim mi bilemiyorum, bir sonraki alışverişte anlayacağız.

Ve aptallık ederek kalınlık makinesinden geçirtmedim. Yani şerit testerenin izleri, koca koca kıymıklar, vs. her yerinden fışkırıyordu kerestelerin. Kendim hallederim diye düşünerek. Kafamda bir elektrikli el planyası almak vardı, zaten palet tahtalarını adam etmek için gerek duyuyordum. Bir tane Black and Decker KW750K aldım. DeWalt markasına aklım kaymıştı ama gerçekten o parayı hakedecek ne yapıyor diye sorup durdum kendi kendime. B&D’nin performansına bakıp yeniden düşünebilirim bu soruyu.

Keresteci temiz veriyorum dedi, ben de orada kontrol ettim dönme var mı diye ama ilk kereste almanın heyecanından olacak iyidir iyi deyip eve getirdiğimde bazılarının salsa yaparcasına bükülmüş olduklarını gördüm.

Bir de Stanley’in JetCut modeli bir pala testere aldım ve başladım planıma göre keresteleri kesmeye.

IMG_0079

Tabii şöyle bir hata yaptım; tahtaların uzunluklarını tam ölçüsünde kestim. Halbuki planyalamadan sonra kayıp olacaktı uçlardan ve nihayi kalınlıklar birbirini tutmayacaktı. Bir kaç santim planya ve zımpara payı bırakarak kesmek gerekiyordu.

Mesela ne kadar dikkat etsem de 10×10 ayakları düz kesemediğim için bir ucundan 85 santim, diğer köşeden 85 santime denk gelmiyordu. O yüzden de pay bırakmak akıllıca olacaktı.

IMG_0077

Yine Stanley marka can bir gönyem var, onunla düz çizgileri çizip çizip başladım kesmeye.

IMG_0080

Yarım saat kırkbeş dakika sonra ayaklar ve çerçeveyi ölçüsüne göre kesmiştim. Ağustos sıcağında 3 kat taşıyıp çatı katındaki terasa çıkardım kestiklerimi. Alt raf ve masanın yüzeyi için kullanacağım 5×15’likleri ise bıraktım.

IMG_0076

Ertesi gün ise planyanın hevesi ve kuzenin de yardımı ile bir giriştik bu kerestelere… Bizim oralar rüzgarlıdır genelde ama o gün ekstra bir fırtına vardı. Ve talaş torbası olmasına rağmen meret öyle bir talaş püskürtüyordu ki, 6 kalası planyaladıktan sonra kulaklarımız ve kirpiklerimize kadar talaş olmuştuk. Yer fırçası ile önce kendimizi sonra yeri temizledik. Keresteler pırıl pırıl oldular ama yarım jumbo boy çöp torbası kadar talaş çıktı. O kadar dikkat etmemize rağmen içeriye taşıdığımız pisliği saymıyorum bile. Malesef fotoğrafını çekemedim, telefonun bozulmasından korktum 🙂

Bundan sonra bu kadar büyük planya işini terasta yapmayacağım. Uslu gibi keresteyi aldığım yerde kalınlık makinesinden geçirteceğim, sonra ince işini terasta hallederim.

 

 

 

 

Tezgah 0: Plan

woodcraftÇalışma tezgahının planı üzerinde nasıl uğraşmam gerektiği konusunda epeyce uğraştım. En sonun ipad’de kullanabileceğim Woodcraft isimli çok leziz bir uygulama buldum. Fiyatı epeyce tuzlu ama kullanması o kadar kolay ve 3 boyutlu kamerasıyla incelemesi o kadar rahat ki, değer diye düşünüyorum.

Woodcraft uygulaması size planı hazırladıktan sonra bir kitapçık hazırlama imkanı da veriyor. Burada 6 açıdan (alt, üst, ön, arka, sağ, sol) planın ayrıntıları ve malzeme listesi yer alıyor. Bu kitapçığı pdf olarak mail ile gönderebiliyor ya da basabiliyorsunuz.

Benim plan da şöyle şekillendi:tezgah_planMasa oldukça sağlam olacaktı. Ama bir kaç mesele vardı. Bunlardan biri nereden başlayacağımdı. Bir diğeri ise birleştirmeleri nasıl yapacağım oldu. Zıvana mı, kavela mı, yuva açıp oraya yerleştirmek mi, doğrudan vidalamak mı? İlk çalışmam olmasına rağmen bir kaç atraksiyona girmek niyetindeydim ama zıvana açma becerime güvenemediğim için ayakları birbirine bağlayacak alttaki 5×10 kayıtları yuva açıp yerleştirmek istedim. Sonra neler olduğunu anlatacağım.

Hangi keresteyi kullanmak gerekir?

Atölyenin teras pergolası ustamın el çabukluğuyla bitti nihayet. Manzarası akla zarar bu terasta işe girişmek için herşey hazır neredeyse.

Şimdi palet tahtalarından bir üst seviyeye geçmek gerekiyor. Yani bir yerlerden masa, kutu, kitaplık vs. yapabileceğim tahtalar bulmak lazım.

Bu arada sanki marangozluğu ben icat edecekmişim de sıfır bilgiyle işe başlıyormuşum gibi bir durum var. Azıcık ağzı laf yapabilen birisi olsam ayaküstü bu işe bulaşmış herkesden üç beş bir şeyler öğrenirdim, ama henüz o kadar büyümediğim için kendi başıma halletmem gerekiyor kendi işimi. İnternet olmayaydı, bir halt edemezdim netekim.

Aranırken, kerestelerin çeşitlerini tanıtan bir site buldum, onu paylaşayım. Seger Orman Ürünleri: http://www.segerorman.com.tr/urunler/kereste. İngilizce sitelerden kaynak arayanlar için de ağaç isimleri sözlüğüm hizmete açıktır (henüz 10 ağaç var ama olsun :))

Bizim buralarda kereste nereden alınır, fiyatları nedir, onu bulmak üzere birazdan çıkıyorum.

Bir Kutu(msu)

Eldeki palet tahtalarından daha ne kadar iş çıkarabilir diye düşünürken, aklıma epeyce orjinal bir fikir geldi: Bir kutu!

Önce çocukların boya kalemlerini koyabileceği bir şey olur diye düşünmüştüm ama ben daha tutamak deliklerini açmadan eşim çoktan örgü ve hobi eşyaları ile birlikte kutuya yerleşmişti bile.

Elimde 6’lık ve 10’luk kavelalar var, 10’lukları uygun gördüm, zaten kalınca tahtalardı kullandıklarım. Ama düzgün delemediğimden olacak 10’luk matkap ucu ile delik açtığımda kavelalar deliğin içinde dansedebiliyorlardı. Sonra diğer yüz için 8’lik delikler açtım, ucu biraz oynata oynata deliği büyüttüm ve kavelayı haşin tokmak darbeleri ile yerine soktum. Taş gibi oldu. Her bir tahtayı çocuklara akrilik boyaları ile boyattım. Renkli menkli bir şey çıktı ortaya.

Bitirdiniz beni lodos ve poyraz

Allah insanı rüzgarla terbiye etmesin.

Kış vakti bu kadar rüzgara maruz kalmadım. İnsanın kafasını sokacak bir atölyesi olmayınca lodosa poyraza mahkum oluyor. Koca bahar herhangi bir pazar günü sakin bir hava yakalayamadım. Sadece bankımızı bitirebildik.

Bizim Hanım çatı katındaki kütüphaneleri alt katlara alınca bana atölye mekanı çıktı. Aslında hala zaman zaman bahçede boş bir 4×5 metrelik bir alan ararken bulabilirsiniz beni. Ama yok ve ben artık göçebe marangozluk yapamayacağıma kanaat getirdim.

Çatı katı benim entelektüel vaham olacaktı, ilk plana göre ama heyhat! Simdi plan çatı katındaki terası önce pergole ile sonra kayar pencerelerle kapatmak. Pis işler terasta, diğerleri canım kitaplarımın arasında içeride yapılacak.

Teras 3.60×2.00 metre. 2,500 liraya, bahçedeki verandamızın pergolesini de yapan usta ile anlaştık. On güne bitirecek. Ben de sevgili “çalışma arkadaşım” Black and Decker tezgahımı, ufak tefek edevatımı ve zımparalarımı alıp çatıya çıkacağım.

İlk iş olarak teras için taş gibi bir çalışma masası yapacagım. Üzerinde el rendemi kullanabileceğim, istediğim gibi abanabileceğim ama milim oynamayacak bir masa.
Karım benim daha fazla ortadan kaybolacağımdan endişeli, ben de yazın çatıyı kavuran sıcaktan ve kışın donduran soğuktan endişeliyim.